27 Mayıs ki bizler bir türlü “darbe” demeyi içimize sindirememişizdir, uzun yıllar “bayram” olarak kutlanmıştır. Biz, 28-29 Nisanda doruğa ulaşan gençlik olaylarının meydana geldiği, Turan Emeksizin “şehit” olduğu ve Marmara Sinemasının ve MTTB binasının önüne büstünün dikildiği, öğrenci gençlerin polis tarafından hırpalanmasına mani olmaya çalışan Ord. Prof.Sıddık Sami Onar'ın polis tarafından hırpalandığı ve tüm bu ve benzeri olaylara sahne olduğu için Beyazıt Meydanının adı “Hürriyet Meydanı” na dönüştürüldüğü yılları 13-14 yaşlarımızda yaşadık.
Üniversitelerin aydınlanmacı öğretim üyelerinin hazırladığı 1961 anayasası o zamana kadar olmadığı kadar hak ve özgürlük tanıyan bir anayasaydı. ”Anayasanın düşünce ve anlatım özgürlüklerini güvence altına alması, yıllarca ağza alınmayan sol düşüncelerinin açıklanması olanağını yaratmıştı.” Bu anayasanın hazırlanmasına neden olan 27 Mayıs “ihtilalının” oluşmasında gençliğin önemli bir rolü olmuştu. “ Toplumu özgürlüğe kavuşturan,27 Mayıs “devrimi” ne ulaştıran iki büyük güç kaynağı vardı: ordu ve gençlik.(Alpay Kabacalı, Türkiye'de Gençlik Hareketleri, s.157) 28 Nisan'ın birinci yıl dönümü üniversitede Atatürk heykelinin etrafında kutlanılır. Konuşmalar yapılır. İlk sözü alan İ.Ü.Talebe birliği Başkanı Ayhan Efeoğlu konuşmasını ;"Fikir Atatürk, madde Atatürk olarak devrimlerin ebedi bekçileriyiz" diyerek bitirir. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Fahri Özdilek paşa;" Bugün bir yıl önce geçmiş bir günü kutsayıp ululamak için toplanmış bulunuyoruz. Hürriyet mücadelesi bir olgudur. Hayatınızı feda edercesine hürriyet için çalıştınız. Çok sevdiğiniz arkadaşlarınız hayatlarını feda etti Onları ulular, saygıyla anarım.(...) Amacımız hak, adalet ve demokrasiyi kurmaktır." der. Fahri Özdilek'den sonra Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Cemal Tural İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Tümgeneral Refik Tulga aynı doğrultuda konuşmalar yapar ve izcilerin, mehter takımı ve sivil asker öğrencilerin katılımı ile Taksim'e kadar yürüyüş yapılır. Yukarıda ki alıntıları Kabacalı'nın kitabından özetledim. Amacım o ve devamı günlerdeki kamuoyu atmosferini verebilmektir.
Ordu, gençlik ve aydın ittifakına zinde güçler denirdi. Bir anlamda kamuoyunu oluşturan zinde güçlerdi. Anayasanın getirdiği hak ve özgürlükler ortamında Türkiye İşçi Partisi (TİP) 13 Şubat 1961 yılında 12 sendikacı tarafından kuruldu ve sosyalist aydınlarla kurduğu ittifak sonucu aralarında Mehmet Ali Aybar, Behice Boran gibi aydınları pek çok kişi TİP'e katıldı ve kitleye açıldı. Hemen hemen aynı tarihlerde 11 Şubat 1961 de ise Adalet Partisi kurulmuş ve 15 Ekim 1961 seçimlerinde %34,8 oy almış CHP ile koalisyon ortağı olmuştu. 1965 seçimlerinde ise tek başına iktidarda idi. TİP'de 15 milletvekili çıkardı.
27 Mayıs ile devrilen zihniyetin devamı kabul edildiği için “kuyruklar” olarak isimlendirilen Adalet Partisinin iktidar olması zinde güçler üzerinde neredeyse infial yarattı. Ordu içerisinde cunta oluşumları incelenirse bu hoşnutsuzluğun çeşitli örgütlenmelere yol açtığı görülür.
Diğer yandan sosyalizmle tanışan toplumda işçilerde, yoksul köylülerde doğası gereği gençlik içerisinde Âşık İhsani'nin , “ geliyoruz, geleceğiz, yakındır” sözlerinde ifadesini bulan büyük bir coşku vardır. Hemen hemen Türkiye'nin her ilinde örgütlenme tamamlanmış Doğu Mitingleri, Uyanış mitingleri yaygınlaşmıştır. Sosyalist kesimde büyük bir heyecan vardır. Milli Petrol Kampanyaları, NATO'ya Hayır! Montaj Sanayine Hayır! Ortak Pazara Hayır! Kampanyaları, toprak reformu istekleri gençliğin ve giderek toplumun geniş kesimini sarmaktadır.
Dünyanın sosyalist blok ve emperyalist blok olarak ikiye ayrıldığı soğuk savaş günlerinde NATO üyesi Türkiye'ye biçilen rol stratejik konumu gereği "İleri Karakol"dur. Bu nedenle bu uyanış dönemin yaygın söylemi ile bilinçlenme dönemi egemen güçlerin işine gelen bir durum değildir Devletin en üst noktalarından başlayarak , "Anayasa sosyalizme kapalıdır" söylemi başlar. TİP'in toplantıları Basılır. Komünizmle Mücadele dernekleri yeniden örgütlenir. Komünistler camiye bomba attılar, Kuranı yaktılar, din elde gidiyor kışkırtma hareketleri ile harekete geçirilen kitleler harekete geçirilerek "Komünizmi Tel'in Mitingleri yapılmaya başlar. Devrimci gençliğin etkin eylemlerine karşı Demirel'in politikası olduğu söylenen "iti ite kırdırma" politikası sonucu, sağcı gençliği komando kamplarında eğitilip, örgütlendiler. Ve devrimci gençliğin karşısına o zaman komandolar denilen bu gençliği çıkardılar. Meşhurlarından biri, devrimci bir arkadaşımızın yakın akrabası Komando Mustafa'ydı.
Bu ortamda TİP'in Gençlik Kolları ve TMTF'nin devrimci gençlerin eline geçmesine karşın yeniden yaptırılan kaçak kongrede sağcıların eline geçmesi ile TİP'e yakın gençlik bu nafile mücadelenin dışına çıkarak Fikir Kulüpleri Federasyonunu kurdu. Gençlik etkin bir güçtü. Ve gençlik dernekleri, cemiyetleri otobüslerde, hatta hamamda yapılan düzmece kongrelerle iki başlı hale getiriliyordu. Bu iktidarın resmi politikası haline gelmişti. TİP'in legalite endişeleri ile FKF konuşmaların /sohbetlerin yapıldığı bir lokal örgütü haline gelince devrimci gençliği kucaklayamadı. Bunun sonucu İstanbul İşgalini gerçekleştiren Devrimci Hukuklular örgütü ve ardından Samsun Ankara Yürüyüşünü, Dolmabahçe de 6.Filo askerlerinin denize dökülmesini gerçekleştiren Deniz Gezmişin başkanı olduğu Devrimci Öğrenci Birliği ( DÖB ) kuruldu. Gençlik hareketi işçiler, köylüler arasında bakir bir eylem alanı yaratmıştı. Hak arama temelli grevler ve fabrika işgalleri yaygınlaşmıştı. Sungurlar Kazan fabrikası, Demir Döküm fabrikası olayları yaygınlaştırılan İşçi Birliği Dernekleri, bunların birleştirilmesi ile oluşturulan Marmara_Trakya İşçi Birlikleri örgütleri kuruldu. Kuruluş ve yaygınlaştırılması çalışmalarının başında DÖB kurucularından Ömer Erim Süerkan vardı. TİP taraflarının etkisizleştirilip FKF nin devrimci gençlik yönetimine geçtiği ve DEV-GENÇ olduğu dönemde Genel Başkan Atilla Sarp'ın söylemi ile binlerce köyde çalışmalar yapıldı. Fındık, üzüm, tütün, pamuk, pancar üreticilerinin hak arama mücadelesine bu üreticilerin katılımıyla mitingler yapıldı. 12 Mart darbesinden sonra bir emniyet görevlisinin bir gençlik yöneticisine; "Ulan sarımsakçı köylüleri bile yürüttünüz !" deyip övgümü sövgümü olduğu belli olmayan sözler ettiği belleğimizdedir.
Kanlı Pazar olayları,15-16 Haziran Büyük İşçi direnişleri, ordu gençliği içersindeki gelişmeler, Sarp Kuray'ın liderliğindeki Denizci genç subayların bildirileri, Havacı genç subayların Göksenin dergisinin ateşin söylemli yayınları yaygınlaştı.
Sıklıkla cezaevine atılan ve legal olanakların kendisine kapatıldığına inanan -gerçek de böyle idi- Deniz 'in bizlerde olan Filistin Kimlik Kartını ve kılavuz isteğini belirterek ODTÜ'ye gitmesi, Filistin'e gitmekten vazgeçip Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil ile birlikte hareket ederek THKO'yu kurması ve silahlı mücadeleye başlaması. İlginçtir bu banka soygunları hiç de halk nezdinde olumsuz karşılanmamıştı. Ardından Mahir Çayan'ın aslında hiç de gündeminde olmadığına inandığım banka soygunu, fidye olayları ve daha sonraları her yönü ile açıklanamayan 12 Mart'ı bir anlamda meşrulaştıran İsrail Büyük Elçisi Elrom' un kaçırılması ve öldürülmesi olayı.
Toplumdaki bu hareketlilikten yararlanmak isteyen ve 27 Mayıstan daha ileri hak ve özgürlük getireceği zannedilen 9 Mart ve 9 Martçıların liderlerinin saf değiştirmesi ile toplumun başına BALYOZ gibi inen 12 Mart.
Yaşanan bizim tarihimizdir. Sevgiyle kalın. Mustafa Lütfi Kıyıcı
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
Hür Haber
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mustafa Lütfi Kıyıcı
12 Mart'da yaşananlar bizim tarihimizdir...
27 Mayıs ki bizler bir türlü “darbe” demeyi içimize sindirememişizdir, uzun yıllar “bayram” olarak kutlanmıştır. Biz, 28-29 Nisanda doruğa ulaşan gençlik olaylarının meydana geldiği, Turan Emeksizin “şehit” olduğu ve Marmara Sinemasının ve MTTB binasının önüne büstünün dikildiği, öğrenci gençlerin polis tarafından hırpalanmasına mani olmaya çalışan Ord. Prof.Sıddık Sami Onar'ın polis tarafından hırpalandığı ve tüm bu ve benzeri olaylara sahne olduğu için Beyazıt Meydanının adı “Hürriyet Meydanı” na dönüştürüldüğü yılları 13-14 yaşlarımızda yaşadık.
Üniversitelerin aydınlanmacı öğretim üyelerinin hazırladığı 1961 anayasası o zamana kadar olmadığı kadar hak ve özgürlük tanıyan bir anayasaydı. ”Anayasanın düşünce ve anlatım özgürlüklerini güvence altına alması, yıllarca ağza alınmayan sol düşüncelerinin açıklanması olanağını yaratmıştı.” Bu anayasanın hazırlanmasına neden olan 27 Mayıs “ihtilalının” oluşmasında gençliğin önemli bir rolü olmuştu. “ Toplumu özgürlüğe kavuşturan,27 Mayıs “devrimi” ne ulaştıran iki büyük güç kaynağı vardı: ordu ve gençlik.(Alpay Kabacalı, Türkiye'de Gençlik Hareketleri, s.157)
28 Nisan'ın birinci yıl dönümü üniversitede Atatürk heykelinin etrafında kutlanılır. Konuşmalar yapılır. İlk sözü alan İ.Ü.Talebe birliği Başkanı Ayhan Efeoğlu konuşmasını ;"Fikir Atatürk, madde Atatürk olarak devrimlerin ebedi bekçileriyiz" diyerek bitirir.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Fahri Özdilek paşa;" Bugün bir yıl önce geçmiş bir günü kutsayıp ululamak için toplanmış bulunuyoruz. Hürriyet mücadelesi bir olgudur. Hayatınızı feda edercesine hürriyet için çalıştınız. Çok sevdiğiniz arkadaşlarınız hayatlarını feda etti Onları ulular, saygıyla anarım.(...) Amacımız hak, adalet ve demokrasiyi kurmaktır." der.
Fahri Özdilek'den sonra Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Cemal Tural İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Tümgeneral Refik Tulga aynı doğrultuda konuşmalar yapar ve izcilerin, mehter takımı ve sivil asker öğrencilerin katılımı ile Taksim'e kadar yürüyüş yapılır.
Yukarıda ki alıntıları Kabacalı'nın kitabından özetledim. Amacım o ve devamı günlerdeki kamuoyu atmosferini verebilmektir.
Ordu, gençlik ve aydın ittifakına zinde güçler denirdi. Bir anlamda kamuoyunu oluşturan zinde güçlerdi.
Anayasanın getirdiği hak ve özgürlükler ortamında Türkiye İşçi Partisi (TİP) 13 Şubat 1961 yılında 12 sendikacı tarafından kuruldu ve sosyalist aydınlarla kurduğu ittifak sonucu aralarında Mehmet Ali Aybar, Behice Boran gibi aydınları pek çok kişi TİP'e katıldı ve kitleye açıldı.
Hemen hemen aynı tarihlerde 11 Şubat 1961 de ise Adalet Partisi kurulmuş ve 15 Ekim 1961 seçimlerinde %34,8 oy almış CHP ile koalisyon ortağı olmuştu. 1965 seçimlerinde ise tek başına iktidarda idi. TİP'de 15 milletvekili çıkardı.
27 Mayıs ile devrilen zihniyetin devamı kabul edildiği için “kuyruklar” olarak isimlendirilen Adalet Partisinin iktidar olması zinde güçler üzerinde neredeyse infial yarattı. Ordu içerisinde cunta oluşumları incelenirse bu hoşnutsuzluğun çeşitli örgütlenmelere yol açtığı görülür.
Diğer yandan sosyalizmle tanışan toplumda işçilerde, yoksul köylülerde doğası gereği gençlik içerisinde Âşık İhsani'nin , “ geliyoruz, geleceğiz, yakındır” sözlerinde ifadesini bulan büyük bir coşku vardır. Hemen hemen Türkiye'nin her ilinde örgütlenme tamamlanmış Doğu Mitingleri, Uyanış mitingleri yaygınlaşmıştır. Sosyalist kesimde büyük bir heyecan vardır.
Milli Petrol Kampanyaları, NATO'ya Hayır! Montaj Sanayine Hayır! Ortak Pazara Hayır! Kampanyaları, toprak reformu istekleri gençliğin ve giderek toplumun geniş kesimini sarmaktadır.
Dünyanın sosyalist blok ve emperyalist blok olarak ikiye ayrıldığı soğuk savaş günlerinde NATO üyesi Türkiye'ye biçilen rol stratejik konumu gereği "İleri Karakol"dur. Bu nedenle bu uyanış dönemin yaygın söylemi ile bilinçlenme dönemi egemen güçlerin işine gelen bir durum değildir Devletin en üst noktalarından başlayarak , "Anayasa sosyalizme kapalıdır" söylemi başlar. TİP'in toplantıları
Basılır. Komünizmle Mücadele dernekleri yeniden örgütlenir. Komünistler camiye bomba attılar, Kuranı yaktılar, din elde gidiyor kışkırtma hareketleri ile harekete geçirilen kitleler harekete geçirilerek "Komünizmi Tel'in Mitingleri yapılmaya başlar. Devrimci gençliğin etkin eylemlerine karşı Demirel'in politikası olduğu söylenen "iti ite kırdırma" politikası sonucu, sağcı gençliği komando kamplarında eğitilip, örgütlendiler. Ve devrimci gençliğin karşısına o zaman komandolar denilen bu gençliği çıkardılar. Meşhurlarından biri, devrimci bir arkadaşımızın yakın akrabası Komando Mustafa'ydı.
Bu ortamda TİP'in Gençlik Kolları ve TMTF'nin devrimci gençlerin eline geçmesine karşın yeniden yaptırılan kaçak kongrede sağcıların eline geçmesi ile TİP'e yakın gençlik bu nafile mücadelenin dışına çıkarak Fikir Kulüpleri Federasyonunu kurdu. Gençlik etkin bir güçtü. Ve gençlik dernekleri, cemiyetleri otobüslerde, hatta hamamda yapılan düzmece kongrelerle iki başlı hale getiriliyordu. Bu iktidarın resmi politikası haline gelmişti. TİP'in legalite endişeleri ile FKF konuşmaların /sohbetlerin yapıldığı bir lokal örgütü haline gelince devrimci gençliği kucaklayamadı. Bunun sonucu İstanbul İşgalini gerçekleştiren Devrimci Hukuklular örgütü ve ardından Samsun Ankara Yürüyüşünü, Dolmabahçe de 6.Filo askerlerinin denize dökülmesini gerçekleştiren Deniz Gezmişin başkanı olduğu Devrimci Öğrenci Birliği ( DÖB ) kuruldu.
Gençlik hareketi işçiler, köylüler arasında bakir bir eylem alanı yaratmıştı. Hak arama temelli grevler ve fabrika işgalleri yaygınlaşmıştı. Sungurlar Kazan fabrikası, Demir Döküm fabrikası olayları yaygınlaştırılan İşçi Birliği Dernekleri, bunların birleştirilmesi ile oluşturulan Marmara_Trakya İşçi Birlikleri örgütleri kuruldu. Kuruluş ve yaygınlaştırılması çalışmalarının başında DÖB kurucularından Ömer Erim Süerkan vardı.
TİP taraflarının etkisizleştirilip FKF nin devrimci gençlik yönetimine geçtiği ve DEV-GENÇ olduğu dönemde Genel Başkan Atilla Sarp'ın söylemi ile binlerce köyde çalışmalar yapıldı. Fındık, üzüm, tütün, pamuk, pancar üreticilerinin hak arama mücadelesine bu üreticilerin katılımıyla mitingler yapıldı. 12 Mart darbesinden sonra bir emniyet görevlisinin bir gençlik yöneticisine; "Ulan sarımsakçı köylüleri bile yürüttünüz !" deyip övgümü sövgümü olduğu belli olmayan sözler ettiği belleğimizdedir.
Kanlı Pazar olayları,15-16 Haziran Büyük İşçi direnişleri, ordu gençliği içersindeki gelişmeler, Sarp Kuray'ın liderliğindeki Denizci genç subayların bildirileri, Havacı genç subayların Göksenin dergisinin ateşin söylemli yayınları yaygınlaştı.
Sıklıkla cezaevine atılan ve legal olanakların kendisine kapatıldığına inanan -gerçek de böyle idi- Deniz 'in bizlerde olan Filistin Kimlik Kartını ve kılavuz isteğini belirterek ODTÜ'ye gitmesi, Filistin'e gitmekten vazgeçip Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Sinan Cemgil ile birlikte hareket ederek THKO'yu kurması ve silahlı mücadeleye başlaması. İlginçtir bu banka soygunları hiç de halk nezdinde olumsuz karşılanmamıştı.
Ardından Mahir Çayan'ın aslında hiç de gündeminde olmadığına inandığım banka soygunu, fidye olayları ve daha sonraları her yönü ile açıklanamayan 12 Mart'ı bir anlamda meşrulaştıran İsrail Büyük Elçisi Elrom' un kaçırılması ve öldürülmesi olayı.
Toplumdaki bu hareketlilikten yararlanmak isteyen ve 27 Mayıstan daha ileri hak ve özgürlük getireceği zannedilen 9 Mart ve 9 Martçıların liderlerinin saf değiştirmesi ile toplumun başına BALYOZ gibi inen 12 Mart.
Yaşanan bizim tarihimizdir.
Sevgiyle kalın.
Mustafa Lütfi Kıyıcı